top of page

LGBT ÖZENTİLİK Mİ?




Lezbiyen, gay, biseksüel ve trans kelimelerinin kısaltması olan LGBT; LGBTT, LGBTI, LGBTTIQ gibi birçok kısaltmayla da karşımıza çıkmaktadır. Kökeni ‘’eşcinsel’’ kelimesine dayansa da, bu kelimenin tüm cinsel yönelimleri içinde barındırmadığı görüşüyle LGBT kısaltılması kullanılmaya başlanmıştır. Türkiye’de eşcinsellik ve eşcinsel ilişkiler çok eski zamanlara dayanmaktadır. Buna rağmen homofobinin en yoğun görüldüğü ülkelerden biridir. Fakat bilmeliyiz ki, cinsel yönelim ile cinsiyet kimliği birbirinden farklıdır ve her zaman birbiriyle uyuşmayabilir. Uyuşmama durumu bir hastalık ya da ruh sağlığı bozukluğu değildir, aksine doğal bir oluşumdur. İnsanlar dışında hayvanlarda da; özellikle penguen, zürafa, aslan gibi hayvanlarda eşcinsellik gözlemlenmiştir. Yaklaşık 1500 türde gözlemlenen bu bulgular sonucunda eşcinselliğin biyolojik bir geçerliliği olduğu ve doğal bir durum olduğu kanıtlanmıştır. Birçok uzmana ve yapılan araştırmalara göre cinsel yönelim bir tercih değildir. Kişi; heteroseksüel, homoseksüel ya da biseksüel olmayı kendisi seçmemektedir.


LGBT; GENETİK VE ÇEVRESEL FAKTÖRLER

LGBT ile ilgili yapılan ikizler üzerindeki deneysel araştırmaların sonucunda sosyal çevreden bağımsız bir genetik faktörün cinsel yönelime etki etmediği öne sürülmüştür. 2010’da yapılan ikiz çalışmalarında ise hem genetik faktörlerle hem de kişiye özgü çevresel faktörlerle eşcinselliğin açıklanabileceği söylenmiştir. Paylaşılmış çevresel faktörlerin ise cinsel yönelime etkisinin eser miktarda katkı sağladığını söyleyebiliriz. Kadınların cinsel yöneliminde genetik faktörlerin az derecede etki ettiği, erkeklerin cinsel yöneliminde ise paylaşılmış çevresel faktörlerin hiç etki etmediği görülmüştür. Edinilen bulgulara göre erkeklerin cinsel yöneliminde genetik faktörler %34-39, paylaşılmış çevresel faktörler %0, kişiye özgü çevresel faktörler %61-66 oranında etki etmektedir. Kadınların cinsel yöneliminde ise genetik faktörler %18-19, paylaşılmış çevresel faktörler %16-17, kişiye özgü çevresel faktörler %64-66 oranında etki etmektedir.(Långström N, Rahman Q, Carlström E, Lichtenstein P(Şubat 2010). "Genetic and environmental effects on same-sex sexual behavior: a population study of twins in Sweden". Arch Sex Behav. 39 (1). ss. 75-80.)

Bu ve bu gibi araştırmalara baktığımızda LGBT’nin genetik, çevresel, sosyal ve hormonal bir kombinasyon içinde ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Amerikan Psikiyatri Birliği ise “Birçok araştırma genetik, hormonal, gelişimsel, sosyal ve kültürel faktörlerin cinsel yönelim üstündeki etkisini incelemesine rağmen, bilim adamlarının cinsel yönelimin özel bir faktör ya da faktörler tarafından belirlendiği sonucuna ulaşmasına izin veren bir bulgu yoktur.” bildirgesi ile LGBT hakkındaki fikirlerini beyan etmiştir.

EŞCİNSELLİĞE PSİKOLOJİK YAKLAŞIM

Sigmund Freud, dönemindeki birçok meslektaşına karşı gelerek eşcinselliğin bir hastalık olmadığını 30 yılı aşkın süre savunmuştur. Eşcinsel bir kadın hastası üzerine araştırma yapan Freud, hastanın çocukluğunda ödipal dönemden geçerken babasına olan sevgisini başka bir erkeğe yönlendirememiş, bu sebeple de annesine karşı rekabet duygusu besleyememişti. Bunlardan dolayı kendisini annesiyle değil, babasıyla özdeşleştirmişti. Freud, hastasının ödipal dönemdeki yaşadığı bu süreçten dolayı eşcinsel olduğunu savunmuştur. Bunun yanında, oğlu eşcinsel olduğu için Freud’un onu tedavi etmesini isteyen annenin mektubuna Freud’un cevabı ise “Eşcinsellik kesin olarak bir avantaj değildir; keza utanılacak, suçlanacak ya da aşağılanacak bir şey de değildir ve bir hastalık olarak sınıflandırılamaz. Eşcinselliği bir suç olarak karalamak büyük bir haksızlık ve zulümdür. Eğer oğlunuz mutsuzsa, nevrotik ise, çatışmalarla parçalanmışsa, sosyal hayatı ketlenmiş ise, ister eşcinsel olarak kalsın ister değişsin, analiz; ona uyum, zihin huzuru ve tam işlevsellik kazandıracaktır…” şeklindedir.

Psikanalitik kuram Freud öldükten sonra Freud’un bu konudaki fikrini benimsememiş, hem ruhsal hem de cinsel açıdan bir hastalık olduğunu savunmuşlardır. Doksanlı yıllarda köklü bir değişime giden Amerikan Psikanaliz Birliği, eşcinsel bireyleri ve eşcinselliği kabul ettiklerini açıklamıştır. Psikanalitik tekniğin bir insanın cinsel yönelimini değiştirme çabasında olmadığını, böyle bir amacın psikanalitik tedavinin temel ilkelerine aykırı olduğunu bir bildirgeyle yayınlamışladır.

Amerikan Psikiyatri Kurumu, Amerikan Psikologlar Birliği ve Sosyal İşçiler Kurumu’nun yayınladığı bildirgeye göre eşcinselliğin bir ruh hastalığı kategorisinde olmadığını ve bilimsel bulgularla kanıtlanmadığı için DSM (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) ’de bulunmasının uygun olmadığını dile getirmiştir. Genel kabule göre, bir durumun psikiyatrik bozukluk olarak tanımlanabilmesi için gerekli iki kriter vardır; “öznel sıkıntı” ile “sosyal etkinlikte ve işlevsellikte genel bozulma”. Eşcinsellikte bu kriterlerin ikisi de söz konusu olmamasına rağmen, eşcinselliğin hastalık olarak görülmesi mümkün değildir. Bu yüzden 1973’te DSM kitabından çıkartılmıştır. Aynı zamanda Amerikan Psikiyatri Kurumu, cinsel yönelimin kişinin yaşamı boyunca geliştiğini desteklemektedir.

Önceleri eşcinselliğin ailesel olumsuz yaşantılara, yanlış psikolojik gelişimlere yönelik oluştuğu söylense de, bu bulgular kesinlik sağlamamakla birlikte yanlış ve önyargılı sözlerdir. Bir diğer önyargılı fikir gey, lezbiyen ve biseksüel kişilerin heteroseksüeller gibi tatmin edici hayatlar yaşayamamalarına yöneliktir fakat böyle bir kanıt olmamakla birlikte kurdukları ciddi birliktelikler önemli açılardan birbirine denktir.

Çocukluk dönemindeki cinsiyet uyumsuzluğunun eşcinselliğin çok büyük bir habercisi olduğunu Bailey ve Zucker araştırmaları sonucu bulmuştur. Psikolog Darly Bem de “Çocuklar, bazı mizaç özellikleri ile dünyaya gelirler, mesela saldırganlık. Bu mizaç yapısı sebebiyle erkeğe özel veya dişiye özel aktivitelere girerler ve aynı mizaç yapısında olan arkadaşlar ararlar. Böylece bir kısım erkek çocuklar haşin oyunlar oynarken, diğerleri mesela ‘seksek’ oynar ve bu durum ötekileştirilmeyi doğurur (yuh be, kızlarla seksek oynuyor gibi). Mağdur çocuk (yani seksek oynayan) bu durum dolayısıyla öfke ve kaygı hisseder ve bu olumsuz duygular ‘savunma mekanizması olarak’ erotizme dönüşebilir. Bu manada saldırgan tehlikesiz hâle gelir.” Şeklinde yazdığı satırlarla Bailey ve Zucker’in araştırmalarının sonucuna benzer şeyleri kelimelere dökmüştür.

Uzun yıllardır günümüze kadar gelen bu tartışmalar neticesinde, LGBT’nin sonucunu hiçbir araştırma kesin bulgular ile kanıtlayamamıştır, fakat araştırmalar sayesinde biliyoruz ki bu doğanın bir parçası ve olağan bir durum. LGBT bireyler heteroseksüel kişilerin sahip olduğu her hakka sahiptirler ve her alanda eşittirler. Bazı toplumlarda ve ülkelerde eşcinsel hareketler ve eşcinsel birliktelikler idam cezasına kadar gidiyor olsa da son yıllarda bu ülkelerin sayısı giderek azalmaktadır.


Nilay Elif ÖZTÜRK

 
 
 

Yorumlar


Beyaz arkaplan
Adres

Hürriyet Mah. Girgin Sokak, No:13 Kat:2

Daire:6 B Blok

Karadağ Plaza

Süleymanpaşa /Tekirdağ

Beyaz arkaplan
Telefon
0535 406 62 46 
Beyaz arkaplan
Email
Beyaz arkaplan
  • Whatsapp
  • Instagram
  • Facebook
  • LinkedIn
bottom of page