top of page

1 Saat 47 Dakikalığına Anoreksiya Nervoza: To The Bone



20 yaşında, anoreksiya nevroza hastalığı sebebiyle üniversiteyi bırakan Ellen’ı konu alan bu filmin ilk göze çarpan noktası gerçek hayatta yeme bozukluğu yaşayan Marti Noxon tarafından yazılmış ve yönetilmiş olmasıdır. Aynı zamanda başrol Lily Collins de zamanında yeme bozukluğu yaşayan bir oyuncu. Bu durum, filmin bize gerçek hayatın aynası olabilecek kareleri yansıtmasına sebep olmuştur. Karakterimizi kısaca inceleyecek olursak, yediği her şeyin kalorisini hesaplayan, yemekleri çiğneyip yutmayan, aynı zamanda sürekli fiziksel aktivitede bulunarak kalori açığı yaratmaya çalışan, yeme konusunda çok inatçı ve vücudunu besinler aracılığıyla kontrol etmeye çalışan biri. Kendini hala kilolu buluyor fakat zayıflıktan bünyesinin kendini korumak için uzun tüyler çıkartmaya başladığını ve omurgasındaki deformasyonları çarpıcı bir şekilde filmde görüyoruz.





Ellen, tedavi görmek için gittiği birçok klinikten başarısız sonuç alarak ayrılmıştır. Kendisinin sosyal medyada paylaşıp büyük ilgi gören anoreksiya ile ilgili çizdiği resimler yüzünden birinin intihar ettiğini duyunca yıkılır ve kendini suçlar. Bu da, hastalığın giderek kötüye doğru yol almasını tetikler. Aslında bu detay, bize sosyal medyanın ve modernitenin sağlığımıza ne denli yansıdığını göstermektedir.


Ebeveynleri boşanan Ellen, eşcinsel olan annesi sevgilisiyle yaşamını sürdürürken, babası ise Susan ile evlenmiştir. Babasıyla kalmasına rağmen babanın filmde hiç yer almaması, anne rollerinin hayatında bu kadar kalabalık olmasına rağmen karakterimizdeki anne boşluğu, filmde anoreksiyanın göze çarpan psikolojik sebeplerindendir. Aynı zamanda genetik geçmişi, öz annenin kızını sorunlu diye istememesi, doğum sonrası depresyonu, ailesiyle arasında bir türlü oluşamamış olan güvenli bağlanma duyguları ve bu yüzden kaçıngan bağlanma stili geliştirmesi hastalığın ailesel faktörleridir. Devrimizin güzellik algısından bir hayli etkilendiğini de, doktor ile olan diyaloğundaki, ‘’ O kadar sağlıksız hissetmiyorum, anlıyor musunuz? Zayıf olmanın daha iyi olduğunu söylemiyorlar mı?’’ sözlerinden anlamak mümkün. Aynı zamanda filmin başında üvey annesi Susan’ın kendisine göre yarattığı güzellik algısıyla Ellen’i yargılaması ve ‘’Susan’’ karakterinin giyinişi, fiziksel yapısı günümüz stereotipleme algısına en iyi şekilde uymaktadır.

Karakterimizin, ailesinde kendine bir yer bulamadığını ve sosyal olarak dışlandığını filmdeki birkaç diyalogdan kolaylıkla anlayabiliyoruz. Bu bağlamda film bize, anoreksiya nervozanın sosyal hayatta ciddi sorunlar yaşayan ve duygusal açıdan çöküntü içine giren bireylerde görülme sıklığını betimliyor.






Ellen’den hoşlanan Luke, tedavi görmek için gittiği yatılı evde kalan bir diğer hastadır. Karakter olarak hastalığına nazaran pozitif ve eğlencelidir. Hastalık aracılığıyla Ellen ile bağ kurmuşlardır ve Ellen’in tedaviyi yarıda bırakmamasında önemli bir faktör olmuştur. Aneroksik bir balet olan Luke karakterinin bize yansıtmak istediği nokta ise; balerin, dansçı, aktörlük vb. mesleklerin popüler kültür algısıyla yeme bozukluğu hastalıklarına yakalanabilme yatkınlıklarının oldukça fazla oluşudur.

Filmin belki de en güzel sahnesi, Dr. Beckham’ın hastalarını yağmur odasına götürmesi. Bu sahne insanı tekrar yaşamaya itercesine hayatlara dokunuyor. Hastalara hayatta olduklarını bir kez daha, somut bir şekilde hissettirmek isteyen Dr. Beckham’ın bu girişimi kayda değer ve filmin en özel sahnelerinden biri.




Filmin son sahnelerinde anne-çocuk arasındaki iletişimin ne kadar önemli, özel ve güçlü oluşu karşımıza çıkmakta. Ellen’in annesinin ona küçükken yeterli ilgide ve özveride bulunmama itirafı annesiyle arasındaki kopukluğu açık bir şekilde seyircilere yansıtır. Sonrasında, bir tavsiyeyle Ellen’i 20 yıl sonra kucağına alarak besleme girişimi ve Ellen’in o gece gördüğü rüya, onun tekrardan hayata olan kapılarını açmasına yardımcı olan bir olaydır. Bu duruma farklı bir noktadan bakacak olursak, Freud’un psikoseksüel gelişim evrelerinden ilki olan oral dönemi yansıttığını söyleyebiliriz. Bu dönem 0-12. ayları kapsar. Bazı durumlarda 24 aya kadar uzayabilir. Yeni doğmuş olan bir bebeğin tüm zevkleri, gereksinimleri, doyumları ağızda toplanmıştır. Bu sebeple emme eylemi çocuğun dış dünyaya açılan kapılarını oluşturur. Bu evrede yeterli doyuma ulaşmayan ya da gereğinden fazla doyum alan kişilerde oral fiksasyon oluşur. Oral fiksasyona örnek verecek olursak; sigara tiryakiliği, parmak emme, oburluk, tırnak kemirme vb. durumları söyleyebiliriz. Filmde de Ellen’ın son sahneden kaynaklı oral fiksasyon yaşadığını söylemek mümkün, fakat doğruluğu ne derece yansıttığı tartışmaya açık.





Film, özetle bize anoreksiya nervozanın çok zorlu bir süreçten geçerek, sabır ve cesaret gerektiren bir tedavi süreci olduğunu, ailenin ve ebeveynlerin rolünün hayatımızda ne derece önem arz ettiklerini, popüleritenin pençesine kapılıp gitmememiz gerektiğini ve bunun sonuçlarının beklenmedik durumlarla bizi baş başa bırakabileceğini ince detaylarıyla ilmek ilmek işlemiş.

Film, bilişsel davranışçı terapi, gestalt terapi gibi terapi yöntemlerini içinde barındırmıştır.


Anoreksiya Nervoza Tanı Kriterleri

1-Çok düşük beden ağırlığına neden olan besin kısıtlaması: beden ağırlığı normalin önemli derece altındadır.

Gereksinimlerine göre enerji alımını kısıtlama tutumu, kişinin yaşı, cinsiyeti, gelişimsel olarak izlediği yol ve beden sağlığı bağlamında belirgin bir biçimde düşük vücut ağırlığı, olağan en düşüğün altında ya da çocuklar ve gençler için beklenen en düşüğün altında olarak tanımlanır.


2-Kilo almakla ilgili yoğun korku.

Kişi kilo almaktan ya da şişmanlamaktan çok korkmaktadır ya da belirgin bir biçimde düşük vücut ağırlığında olmasına karşın kilo almayı güçleştiren sürekli davranışlarda bulunur.


3-Beden algısında bozukluk

Kişinin vücut ağırlığını ya da biçimini nasıl algıladığıyla ilgili bir bozukluk vardır, kişi kendini değerlendirirken vücut ağırlığı ve biçimine yersiz bir önem yükler ya da o sıradaki düşük vücut ağırlığının önemini hiçbir zaman kavrayamaz.


Anoreksiya nevrozanın 2 alt tipi vardır;

1-Kısıtlı tip: Anoreksiya nervozanın o sıradaki epizodu sırasında kişi düzenli olarak tıkınırcasına yeme ya da çıkartma (kendisinin yol açtığı kusma ya da laksatiflerin, diüretiklerin ya da lavmanların yanlış yere kullanımı) davranışı göstermemiştir. Kilo kaybı yiyecek kısıtlamasına ve aşırı spora bağlıdır. Hastalar kilolarını kontrol etmek için yemeyi reddeder ya da çok az yerler.

2-Tıkınırcasına Yeme/Çıkartma Tipi: Yeme konusundaki kısıtlamanın ötesinde olan bu tip, anoreksiya nervozanın o sıradaki epizodu sırasında kişi düzenli olarak tıkınırcasına yeme ya da çıkartma (kendisinin yol açtığı kusma ya da laksatiflerin, diüretiklerin ya da lavmanların yanlış yere kullanımı) davranışı göstermiştir. Bu tip, kişilik bozukluğu, dürtüsel davranış, alkol & madde kullanımı, intihar eğilimi ile daha ilişkilidir.


Aneroksiya nervozanın etiyolojisine ilişkin bilgiler tartışılmakla birlikte; ailesel, genetik, psikodinamik, sosyokültürel özellikteki çeşitli faktörlerin farklı derecelerdeki katılımları söz konusu olabilir. Değişen güzel kadın imgeleri, zayıflığın önemli ve olumlu bir özellik olarak öne çıkarılması gibi nedenler, genç kadınların hastalanma oranlarının artışında rol oynayabilir. Bunların dışında aşırı koruyucu, her şeye karışan, bireyselleşmeye izin vermeyen aile yapısı ve kişilikte mükemmeliyetçilik de etkenler arasında sayılmaktadır.

Psikodinamik açıklamalar ise, temel olarak anneyle yaşanan sorunlu ilişki ve kadın kimliği ile özdeşleşme zorlukları üzerinde durur. Burada kız çocukları annelerini çok müdahaleci olarak algılar, bedenlerinin annelerinin kontrolünde olduğu hissine kapılabilirler.



Nilay Elif Öztürk


 
 
 

Yorumlar


Beyaz arkaplan
Adres

Hürriyet Mah. Girgin Sokak, No:13 Kat:2

Daire:6 B Blok

Karadağ Plaza

Süleymanpaşa /Tekirdağ

Beyaz arkaplan
Telefon
0535 406 62 46 
Beyaz arkaplan
Email
Beyaz arkaplan
  • Whatsapp
  • Instagram
  • Facebook
  • LinkedIn
bottom of page